8 Mart 2008 Cumartesi

HAFTA SONU MACERASI

Cumartesi günü komşu arıcı dostumuz Veli YÜKSEL Beye arı almak için onun kamyoneti ile memleketim Gönen'e gittik. Arı alacağımız arıcı Hac arkadaşım Veli dayıyı Sebepli Köyünden alarak onun arılığına gittik. Yolda giderken Halil Beylerin geçen haftaki arı taşıma maceralarını anlattım. Ne bileyim anlatmaz olaydım. Bu işin başımıza geleceğini. Arıların olduğu yerin yakınına vardık. asfalt yoldan tali yola gireceğiz oda ne dozer yol açmış. Bizim gireceğimiz yolu karıştırmış. Yol çamur olmuş. Ne yapalım onca yoldan geldik arıları almamız lazım. Yolu bi kontrol ettik acaba araba çamura saplanmadan arılığa ulaşabilirmiyiz. Gözü kararttık. Yavaş yavaş yola koyulduk. Arılığa 100 metre kaldı araba çamura saplandı. Ne yapalım diye düşünürken orman dozerinin biraz ilerde çalıştığını gördük. Gidip arabayı çekmesini rica ettik. Dozer geldi arabayı zincirle bağladık. Çekip arabayı arılığa çıkardı.

Arıcı Veli SAĞLAM' ın arılığı. Arıların kontrolünü yapıyor.



Veli Bey alacağı arıları kontrolde.
Arıları getirdiğimiz sandıklara Veli Bey ve eşi aktardılar. Akşam üzeri arıları sardık. Kayın Babama telefon açtım sağolsun çift Çeker traktörü ile geldi arabayı çıkardı ana yola kadar.








2 adaş işi bitirdikten sonra birlikte poz veriyorlar.
İşlem tamam.
Akşam 22 sularında Burhaniyeye ulaştık.

27 Şubat 2008 Çarşamba

ÇİÇEKLER AÇMIŞ

Arılığın çevresinde çiçekler açmış. Yavaş yavaş baharın yaklaştığını bize haber veriyor. bizim kız çiçeğe gömülmüş bize hiç bakmıyor.



Bir bombus arısıda çiçeğe gömülmüş. Çevrede çok sayıda var. Bunların kolonilerini bulup pazarlasak baya iyi para kazanırız. Arıları çok rahatsız ediyorlar. Kek verirken çok rahatsız ettiler. Bir kaç tane öldürmek mecburiyetinde kaldım.



CUMARTESİ MESAİSİ

Bu hafta sonu mesai yaptık. Havayı güzel gördük. Çocukları alıp Cumartesi günü Gönen'e arıları kontrole ve kek vermeye gittim. Arılığa vardığımızda arılar neşe içinde gidip geliyorlardı. Polen gelmeye başlamış.

Arılar kar yağışı olduğu günlerde yavruyu kesmiş. Şu an yeniden yumurta atmaya başlamış. Kapalı yavru gözüküyor. Kuvvetli arılarda yarım çerçeve yavru var.



Bizim kız çerçeveleri teftiş ediyor.







Arılara kek verdik balı azalmış olanlara takviye yaptık.


Maalesef gözüktüğü gibi bir kaç koloni açlıktan sönmüş.



Bizim küçük bilader arıları kontrole geldi. beraber keklerini verdik.

20 Şubat 2008 Çarşamba

ARICILIKTA YAPILAN HATALAR

Bee hive Faulty

Bir kaç blogda arkadaşların arılıklarından çektikleri fotoğrafları inceledim. Bazı hatalar gördüm. Burada arkadaşları aşağılamak gibi bir kasdım yok. Fotoğraflarını yayınladığım arkadaşlar yanlış anlamasınlar diye bunu yazıyorum. En iyi anlatım fotoğraflarla olur kanısındayım. Eleştiriyede açığım.

Bu fotoğrafta gördüğünüz gibi kovan havalandırma değilinden gazete dışarıya sarkmış. Bu gazete adeta bir fitil gibi dışarıdaki suyu kovanın içine çeker. İçeride oluşan rutubet sonucu bir çok hastalık kapıyı çalar.




Yukarıda gördüğünüz dört fotoğraftaki kovanlarda gazeteler dışarıda kalmış. Üzerleri Naylon ile sarılmış ama gazete suyu iyi çeksin (!) diye dışarıda bırakılmış.
Sonuç olarak kolonilerimizin sağlıklı bir şekilde kışlamasını istiyorsak, havalandırmaya yani kovan içindeki hava sirkülasyonuna çok önem vermeliyiz.
Mutlaka kovanın üstünden uçuş deliğinden giren havanın dışarı atılması için yeterli derecede delik bırakmalıyız. Bu deliği gazete ile kapatmıyalım. Gazeteyi deliklerin kenarına kapağın diğer bölümlerine dolduralım. Asla dışarıda gazete ucu bırakmayalım. Dışarıda gazete ucu kalmasından hiç koymamak daha iyi.
Kovan kapağımızdaki hava delikleri olabildiği kadar geniş olsun. Yaz dönemindeki nakillerde de kovanın ihtiyacı olan havayı sağlar.
Arkadaşlar soğuktan korkmayalım. Ben yıllar önce Uludağ Arıcılık Derneği Dergisinde Yugoslavyada bir Arıcı Profesörün 400 civarında kolonisi olduğunu ve bu kovanların alt taban tahtası bulunmadığını ve altlarında sinek teli takılı olduğunu; bu şekilde yaz kış çalıştığını okumuştum.
Birde şu hatayı gördüm bazı arkadaşlar kovanlarını naylon ile sarmışlar. Kovanların içerisinde gördüğünüz su dışarıdan giren su değil. Bende yıllar önce bu suyun dışarıdan geldiğini zannediyordum. Daha sonra öğrendimki bu suyu arı bahara doğru bizzat kendisi getirip içeride bulunan nemi yükseltmek için kovanın duvarlarına püskürtüyormuş. Arı yavru faaliyeti başlayınca kovandaki ısıyı yükseltmek istiyor. Bunun yoluda içerdeki nemi yükseltmek. Biz de arıya yardımcı olmak için kovanda arının kontrol edeceği kadar çerçeve bırakıp, bölme ile kovanı daraltarak içerdeki ısıyı kontrol altına alarak yardımcı olmalı. Böylece Arının kovana fazla su getirme zahmetine katlanmasınıda önlemiş oluruz kanaatindeyim.



13 Şubat 2008 Çarşamba

KOLONİ KAYIT BELGESİ

Arkadaşlardan Koloni kayıt belgesi yayınlayanlar olmuş. Ben kayıtlarımı aşağıda resmini görebileceğiniz sistem üzerinden tutuyorum.Belki bir faydam olur.

Not: Genel Durum yazan bölümde "Yumurta, Larva, Pupa, Ana Arı" yazan bölüme çerçevelerde görüldü ise (+) eğer çerçevelerde görülmüyor ise (-) işareti koyabilirsiniz. Benim yöntemim bu.

3 Şubat 2008 Pazar

ARICILIK KURSU


Gönen Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü tarafından arıcılık kursu açıldı.
Tarih : 19 Aralık 2007 15:17

3 Aralık tarihinde 77 kursiyerin katılımıyla başlatılan gece kursu 40 saatte tamamlandı.Gece kursunda Marmara Hayvancılık araştırma enstitüsünden Ziraat Mühendisi Temel Ata, arıcılık ve bal üretimi ile ilgili dersler verdi.Gönen Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü'nde açılan arıcılık kursuna Sebepli köyünden 11 kişi ve toplamda 77 kursiyer, arıcılık konusunda teknik bilgileri aldı.İlçe Halk Eğitim Merkezi Konferans Salonundaki Kursun açılışında konuşma yapan Gönen Halk Eğitim Merkezi Müdürü Erol Dağ; bal üretiminin bölgemiz açısından çok önemli bir faaliyet olduğunu söyledi. Ülke geneline bakıldığında arıcılıkta Balıkesir ilinin ön sıralarda yer aldığını bildiren Müdür Dağ, törende yaptığı konuşmada şunları söyledi:"İlimiz bal üretiminde de önemli sırada yer alıyor. Kovan sayısı ve bal üretimi olarak önemli sıralarda yer alıyoruz. İlçemize baktığımız zaman bölge arıcılarımızın ürettiği bal önemli bir yere sahiptir. Bugün açılan kursta bu çabanın bir basamağıdır. Bütün çabamızla bölgemizdeki arıcılığı geliştirmek için, elimizden gelen çabayı göstereceğiz" dedi.

29 Ocak 2008 Salı

NERGİS İLKESİ

(Arkadaşlar hepiniz diyeceksiniz ki bunun arıcılıkla ne alakası var. Ama bi okuyunuz. Alacağınız çok ders var. Her arıcı yılda bir akasya ağacı dikse neler olun bir düşünün.)

Kızım defalarca telefon edip,“Anne, zamanları geçmeden gelip
nergisleri görmelisin” demişti.
Aslında gitmek istiyordum ama araba ile neredeyse iki saatlik mesafedeydi. Biraz gönülsüzce, “Haftaya salı” diye söz verdim. Çünkü bu üçüncü telefon edişiydi.
Ertesi salı, yağmur ve soğukla birlikte geldi. Ama ne çare, söz
vermiştim bir kere ve bu yüzden salı günü arabama atlayıp gittim.
Kızımla ve torunlarımla hasret giderdikten sonra dedim ki;
“Nergisleri boş verelim! Yol, sisten görünmüyor. Zaten şu anda
seni ve çocukları o kadar çok özlemiş durumdayım ki, bir metre
daha araba kullanmayı düşünmüyorum!” Kızım sakince gülümsedi
ve “Biz her zaman böyle havalarda araba kullanıyoruz, anneciğim”
dedi. Bense, “Hava açılmadan dünyada tekrar yola çıkmam. O
zaman da doğru evime döneceğim!” diye kararlı konuştum.
Kızım, “Arabamı almak için beni garaja kadar götürebileceğini
düşünmüştüm” deyince “Garaj ne kadar uzaklıkta?” diye sordum.
“Sadece birkaç yüz metre ötede” dedi kızım. “Tamam o zaman,
götürürüm. Nasılsa bu kadar yola alışığım” dedim.

Yola çıktıktan birkaç dakika sonra “Nereye gidiyoruz biz?
Bu yol garaj yolu değil!” diye sordum. Kızım gülerek, “Garaja
uzun yoldan gidiyoruz” dedi, “Nergislerin yolundan.” Tam sert bir
sesle itiraz edecekken kızım beni susturdu; “Bak anne”, dedi,
“inan bana, bu fırsatı kaçırırsan kendini asla bağışlamazsın.”

Yirmi dakika kadar sonra küçük bir çakıl yola saptık, ileride elle
yazılmış “Nergis Bahçesi” yazısı vardı. Arabadan çıkarak her birimiz
bir çocuğun elinden tuttuk ve patikadan aşağı inmeye başladık.
Patika yoldaki ilk dönemeçte gördüklerim karşısında nefesim kesildi.
Dünyanın en göz alıcı görüntüsü gözlerimin önünde uzanıyordu.
Sanki; birisi bir kazan dolusu altını alıp dağın zirvesinden aşağıya,
yamaçlarına doğru boca etmişti. Çiçekler; görkemli bir şekilde,
helezonlar halinde, koyu turuncu, beyaz, limon sarısı, somon pembe,
hardal, krem, rengarenk, adeta kurdele gibi ardarda dizilmişlerdi.
Aynı renkteki çiçekler bir arada ekilmiş olduğundan, her biri
kendi rengindeki bir ırmağı andırırcasına akıp gidiyordu.

Beş dönüm çiçek vardı. “Fakat, bütün bunları kim yaptı?” diye
sordum kızıma. “Sadece bir tek kadın” diye cevapladı, “Kendisi de
burada yaşıyor, burası onun evi.” Tüm o ihtişamın ortasındaki
küçük ve mütevazı, iyi bakılmış, A şeklindeki bir evi gösterdi.
Eve doğru yürüdük. Evin girişindeki bahçede bir tabela gördük.
“Cevaplayabildiğim kadarıyla soracaklarınızın yanıtları” yazıyordu
tabelada.
İlk yanıt basitti: “50.000 çiçek soğanı” diyordu.
İkinci yanıt: “Hepsi birer birer, bir kadın tarafından. İki el,
iki ayak ve birazcık akıl ile.”
Üçüncüsü: “1958’de başlandı” idi.

İşte bu! Nergis İlkesi buydu... O an, benim için hayatımı
değiştirecek bir deneyim oldu. Hiç görmemiş olduğum bu kadıncağızı
düşündüm, aşağı yukarı kırk yıl önce bu işe koyulan, her seferinde
bir çiçek soğanı ekerek, görülmesi bile zor bir dağa göz zevkini ve
neşesini getirmiş olan o kadını. Ama, her seferinde tek bir çiçek soğanı
ekerek, yıllar boyu süren çabası sonucunda dünyayı değiştirebilmişti.
Bu bilinmeyen kadın, içinde yaşadığı dünyayı ebediyen değiştirmişti.

Tarifi zor bir büyülü ortam, güzellik ve ilham yaratmıştı. Onun,
nergis bahçesinin öğrettiği ilke; en çok bilinen prensiplerden biriydi.
Yani; amaçlarımıza ve arzularımıza doğru, her seferinde bir adım
atarak -daha çok, küçük birer adım atarak- ulaşmayı öğrenmek,
bir iş yapmayı sevmesini öğrenmek ve zaman birikiminin nasıl
kullanılacağını öğrenmek. Zamanın küçük parçacıklarını ufak günlük
çabalarımızla çarptığımız zaman, kendimizin de muhteşem şeyler
yapabileceğimizi görürüz. Biz de dünyayı değiştirebiliriz.

“Yine de bu beni biraz üzüyor” dedim kızıma. “Düşünüyorum da,
otuz beş-kırk yıl önce böyle güzel bir amaçla yola çıkmış
olsaydım, şu anda ne kadarına ulaşmış olabilirdim acaba?”
Kızım, günün anlamını, kendine has tavrıyla kısaca;
“Bunu öğrenmeye hemen yarın başla!” diyerek özetledi.

Dün kaybettiğimiz saatleri düşünmenin hiçbir yararı yok.
Pişmanlığımızın nedenlerinden bahsedeceğimize,
kutlanacak bir ders almak istiyorsak; “Bunu bugün nasıl
işe yarar hale getirebilirim?” diye sormamız yeterlidir.

Jaroldeen Asplund Edwards
İng. Çeviren: Doğugül Kan